Çalışma aşkı bir ateştir, sönmedi, sönmesin-Nurhan Taşkaya

0

 

  Nurhan Hanım 18 yılını hediyelik eşya sektöründe geçirmiş ve daha sonraki yıllarda farklı hizmet sektörlerinde bu alanla paralel çalışmalarını devam ettirmiş. Sohbetimize başlamadan önce bana gönderdiği cevaplama videosunda geçen ilk cümlelerindeki teşekkür sözcükleri beni duygulandırdı ve emek verdiğim bu projenin anlamlılığını bir kez daha bana hatırlattı; “İnsanlar belirli bir yere gelmek için çok çaba harcayıp emek veriyorlar ve bedel ödüyorlar. Bu bedel ve sıkıntıları paylaşacak alan bulamayıp içlerinde yaşıyorlar. Bu proje ile   kendimi ifade etme  alanı bulduğum için çok teşekkür ediyorum.”

Nurhan Hanım’ın başarmayı can-ı gönülden  istemesi, yalnızlıkla mücadelesi, güçsüz kaldığı noktada bir es verip bambaşka ortamlara cesaretlere yol alması ve her fırsat ve ortamda kendine iş alanında bir yer açabilme becerisi bizlere de ilham veriyor.

Nurhan Hanım sizinle sohbetimizde iş hayatının yüreğinizdeki yerini dinlerken içinizdeki azmi ve özlemleri çok derinden hissettim.  Neydi sizi böylesine derinden üzen ve içinizdeki ateşi harlayan?

Ben bir erkek ikiz ve bir erkek kardeşimin olduğu ailemin tek kızıyım. Lise dönemlerimde bir arkadaşım vasıtası ile tanıştığım eşimle o dönemlerde evlenme kararı aldık. Yaşımın küçüklüğü, eğitimimim henüz tamamlanmamış olması beni düşündürse de bir gece görmüş olduğum bir rüyayla ve maneviyatıma güvenerek bu evliliğin hakkımda hayırlı olacağına inandım. Ailem de beni düşündüren aynı sebeplerle konuya hazırlıksız yakalanmışlardı, çok fazla razı değillerdi fakat sevgiye değer verip saygı gösterdikleri için kararımıza olumlu bakmak durumunda kaldılar ve evlilik sürecine erken yaşta adım atmış oldum. Ancak içimde ve yüreğimde aileme karşı olan sorumluluğumu yerine getirememenin vermiş olduğu eziklik öyle ağırdı ki; çünkü babam kız çocuğunun okumasını ve meslek edinmesini her zaman iki oğlundan daha çok önemsemişti. Babama göre kız çocukları hep ayakta durmalı, okumalı, bilgi sahibi olmalıydı. Babamın bu hayalini yıkmış olmanın vermiş olduğu üzüntü iliklerime kadar işledi. Pek çok kız çocuğu gibi babama çok düşkün olan ben, kendime şöyle bir söz verdim; “bir gün mutlaka bir çalışma ortamım olacak ve ben çalışan başarılı bir kadın olacaktım.”  Erken aldığım evlenme kararının çalışmamın önüne geçmeyeceğini, doğru bir evlenme kararı aldığımı ve evli bir kadın olarak kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerektiğini ve duracağımı aileme ispatlamak istiyordum. Her gün dua ettim bu ispatımın gerçekleşmesi için.

Neler yaptınız bu kararın üstüne gitmek için?

Öncelikle iki yıllık bir muhasebe eğitimi alarak yola koyuldum. Bu arada eşim de üniversitede su ürünleri mühendisliği bölümünde üçüncü sınıfta okuyordu. Çalışma azmi ve öğrenme isteği çok yüksek olan eşim daha sonra bir harita mühendisliği işine girdi. Sonra kızımız doğdu ve kızımız 2,5-3 yaşındayken eşim Sivas’a askere gitti. Askere hep birlikte gittik, dayanışmamıza orada devam ettik. O dönemlerde de geliştirici eğitici faaliyetlerde bulundum.

 Babamın yönlendirmesi ile sağlık sektöründe işe koyulduk…

 Eşimin asker dönüşü, uzun yıllar sağlık sektöründe hastane cihazları tamir ve teknik servisi üzerine çalışan babam bizi bu sektöre yönlendirdi. Karı-koca çalışarak başarılı olabileceğimizi, küçük bir dükkan açarak, küçükten büyüğe doğru bir yol alabileceğimizi öngördü. Hastane cihazlarının teknik servis işlerini yürütmek üzere yola koyulduk bakalım. Kendimizi kanıtlama arzusuyla gece-gündüz dişimizi tırnağımıza katarak hiçbir talebe hayır demeyerek çalıştık. Poliklinik, hastane, muayenehane olsun her yerde kendimizi tanıtma azmiyle… Bu sırada tanıştığımız bir firma bizi ultrason cihazları pazarlama işine yönlendirdi. Bu dönem eşimden çok ayrı ve yalnız kaldım. Eşim haftanın pek çok günü şehir dışında cihaz pazarlamak için bulunmak zorundaydı. Türkiye’yi iki üç kez dolaştı diyebilirim. Onu yokluğunda onu evde beklemek bana sıkıntı veriyordu. Eşimin kendi çalıştığı firmasının hediyelik eşya sektörü olduğunu öğrendiğimde 97 yılına bu sektöre girdim. Çin’den gelen ithal ürünleri Ege bölgesinde pazarlama işine başladım. Elinde çantam, çantamda bilgisayarım, bilgisayarımda hediyelik eşya resimleri mağazaları dolanmaya çalıştım. İlk aşamalarda sipariş ve tahsilatla ilgileniyordum. Sevkiyat şirkete aitti.  Toptan satış için İzmir kazan ben kepçe… çok kısa zamanda 5 müşteri oldu 25, 25 müşteri oldu 50 müşteri…

Sayısı birden artan müşterilere nasıl yetiştiniz?

 Eşim benden uzaklarda çalışıyor, bende başarılı olmak ve ispatımı gerçekleştirmek için var gücümle çalışıyordum. Ziyaretlerimi otobüsle dolmuşla yapıyordum ama müşteri sayısı birden artınca müşterilere daha hızlı ulaşabilmem için firma bana bir araba göndermeye karar verdi. O zaman ehliyetim yoktu hemen bir kursa yazıldım. Araba haberini alınca öyle çok sevindim ki o anı hiç unutamam. Eşim arabayı getirmeye gitti ben de balkonda bekliyorum heyecanla. Beyaz bir araba olduğunu söylediler. Bir beyaz araba geçti o değil, bir beyaz daha geçti o da değil. Kafamda arabayla ilgili hayaller… Baktım minnacık beyaz bir araba geliyor bu değildir herhalde falan diye düşünürken eşim indi içinden; şirin mi şirin minnacık bir Bis, iki kişilik. Birden içim ısındı. Zaten perakende satış yapmadığım için ürün taşımayacaktım, arabanın sadece beni taşıması yeterliydi. Tüm cesaretimi topladım, yeni aldığım ehliyetimle, o tecrübesizliğimle İzmir’in bir ucundan diğer ucuna sürmeye başladım. Araba eski bir araba olduğundan bazen bozuluyor, hiç olmadık yerlerde yolda kalıyordu ama azimle, çabayla yılmadan kah tamircide kah yollarda kala kala işe devam ettim. Ve öyle bir an geldi ki İzmir tek başına yetmez oldu. Ege’nin diğer illerine de açılmaya başladım. Ben kendimi ilerletince firma Bis yerine Lada marka bir araç gönderdi. On yedi yıl bu serüven böyle devam etti. On yedi yılın sonunda bir tanıdığım vesile oldu Bornova’da bir hediyelik eşya dükkanını devraldım.

Sizi en çok şey yoran şeydi tüm süreçlerde?

 Yalnız olmak, mücadeleyi yalnız vermek. Fiilen yalnız olmaktan bahsetmiyorum elbette. Pek çoğumuz çoğu işi yalnız başarabiliyor ancak eve geldiğinizde sizi destekleyen birinin varlığı, gün içinde yaşadıklarınızı tüm mahremiyle anlatabileceğiniz bir dert ortağının yanı başınızda olması öyle önemli bir dayanak ki.

Kanadı kırık yaralı bir kuş misali sizi uçmaktan alıkoyan şeylerden bahsettiniz…

 Tam ben hediyelik eşya dükkanını devralmıştım ki eşim Manisa’da yeni bir hastanenin proje bölümü ile anlaşarak eski işini bırakmıştı. Manisadaki hastaneyi açılışa yetiştirmek için o dört yıl boyunca Manisa’da, biz ana-kız İzmir’de hayat mücadelesine devam ettik. Mecburi bu koşuşturmadan dolayı hem kendimizi hem birbirimizi çok ihmal etmiştik. Ne bir park ne bir sineme ne bir tatil… Tabi bu dönemde ailenin ayrık bir şekilde iş mücadelesi içinde olması üniversiteye hazırlık aşamasında olan kızımın bir boşluğa düşerek evlilik kararı almasına neden oldu. Bana bir şok!!!  Yıllar önce ben de erken evlilik kararı aldığımda nasıl ki ailemin kararıma ve sevgime saygı göstermesi gibi biz de kendi kızımın bu kararına saygı göstermeliydik. Nitekim hayır diyemedik. Fakat bu evlilik kararı benim hayatımda bazı gidişatları sorgulamama sebep oldu. Çünkü bu kadar bocalamamın sonucunda böyle bir şeye hazır değildim, hem kendimi hem eşimi çok suçladım. Çünkü kızımın üniversite hayatında var olmasını çok istiyordum. Kızımla ilgili hayallerimdeki gidişatın gerçekleşmemesi, erken yaşta yuvadan uçması, devraldığım dükkanımdaki algılar, vergilerle yalnız mücadelem, eşimin sürekli başka illerde bulunma gerekliliğinin bende yaşattığı yalnızlık, tek kalmışlık duygusu beni öyle bunalttı ki hediyelik eşya dükkanını devam ettirecek gücü bulamadım kendimde.

Bir sayfa kapandı, kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bambaşka bir sayfa açıldı…

Bir gün eşim geldi dedi ki; “Manisa’nın Soma ilçesinden iş aldım orada uzun süreli kalmam lazım.” Bir durdum, düşündüm… Eşim Manisa’dan İzmir’e evine düzenli gelemezken, Soma’dan nasıl gelecekti? Bu evlilik nereye gidiyordu? Yalnız mücadele etmenin verdiği fiziksel ve ruhsal yorgunluk, kızımın evlenip kendi hayatını kurmuş olması üzerine ben de eşimle birlikte Soma’ya gidip yerleşmeye karar verdim. Bu kararı vermem kolay olmadı; içimi tarttım sürekli… Yıllarca büyük şehirde yaşamak, şehir hayatının sosyal hayatına, giyimine kuşamına, konforuna alışkınım, yerleşeceğim ilçeye (ki ilçe bile değilmiş kısmetimizde olan; bir köye yerleştik!) nasıl uyum sağlayacağım beni uzun uzun düşündürse de ya nasip dedim. Sensiz geçen yılların ve paranın hiçbir önemi yok dedim eşime… Sevgimiz hep baki olsa bile iş peşinde koşturmaktan genelde aynı çatı altında bulunamamış bir karı-koca olmak mutsuzluğumu tavan yaptırmıştı.

Şirin mi şirin bir baraj köyüne yerleşmek varmış kısmette…

Birkaç ay Soma’da otelde kaldık. Sonra eşim su ürünleri mühendisi olduğu için herhalde Soma’da bir baraj köyüne içi ısınmış. Oraya yerleşelim mi diye sorunca vakit geçirebileceğim bahçeli bir ev olursa olur dedim. Oralarda bahçeli bir ev aradık ama ilk başta kendimize uygun bir ev bulamadık. İlerleyen zamanda köyün muhtarı bize bir ev göstermek istemiş ama içinden de pek ihtimal vermiyormuş İzmirli bir kadının gelip bu eve yerleşeceğine. Eşim arayıp  bir ev buldum inşallah beğenirsin başka alternatif de  yok gibi deyince atladım otobüse gittim. Eşim beni terminalden aldı köye doğru gidiyoruz ama içim o kadar ferah ki; yoldaki ağaçların yeşilliği, yolun dinginliği muhteşem. İçimde bir serinlik, bir esenlik…Güzel güzel gidiyoruz…Eve geldik, ev tam bir virane! Her yer bir taraftan dökülüyor. Buna rağmen döndüm dedim ki muhtara; tamam tutalım.

Akşam yemeklerini yalnız yemekten, eşimle oturup iki kelam edememekten, bir aile olamamaktan, serbest girişimindeki tek kalmışlığın ezici baskısından öyle bunalmıştım ki kalacağım yer yerin dibi bile olsa tamam demeyi göze almıştım zaten. Her işte bir hayır vardır derler ya. Köye giderken nasıl yapacağım, nasıl uyum sağlayacağım diye kara kara düşünürken hayatımın ikinci baharını bu ortamda yakaladım diyebilirim. Eşim Somadaki hastane işlerine devam ederken ben köylülerle kaynaştım. Tarla dediler tarlaya, zeytin dediler zeytin toplamaya gittim, kavun ektik kavun astık, saçta yufka pişirdik… Üç senem köyün yerlisiyle birlikte geçti. İnanın ki orada rehabilite oldum. Kendime geldim, kendimi buldum, eşimi buldum, doğaya kavuştum… Gerçek dostluğu ve dayanışmayı buldum. Köyün yerlisindeki insan kalitesini keşfettim.…Nerede olursa olsun insanın içinde çalışma aşkı varsa o ateş her yerde yanıyor. Köyde de hiç oturmadım. Sürekli çalıştım. Kendime bir sürü meşgale buldum.

Sonra özel bir hastanedeki çalışma hayatınız başladı…

Eşimin Manisa’da eski çalıştığı hastane el değiştirince genel koordinatörlük için teklif geldi.  Özel Medigün hastanesindeki görevine başlarken ben de hastanenin reklam tanıtım ve organizasyon bölümünde çalışmaya başladım.

Hediyelik eşya sektöründen aldığım altyapı ve donanım burada çok işime yaradı. Hastanede atölyem var. Doğum yapmış hastalarımızın odalarını organize ediyorum… Atıl malzemelerden tüllerden, tahta parçalarından, süngerlerden güzel dönüşümler yapıp adapte ediyorum.

Bunun yanı sıra, hastanenin bazı günlere özgü organizasyonlarını planlayıp organize ediyorum. Mesela o hafta meme kanseri haftasıysa bu konuya olan farkındalığı yaratmak için buna uygun bir platform hazırlıyorum. Anneler ya da hemşireler günü ise bir çiçek takdimi ya da sunum organizasyonu hazırlıyorum. 23 Nisanda çocuklara yarışmalar düzenledik, bisiklet hediyelerimiz oldu.

 

 

 

Geçen yıllar boyunca kendinizi nasıl motive ettiniz?

 Bu kadar ayrılık dolu ve zor geçen bir yolda aşkımı hiç kaybetmedim.Yüreğimdeki yaşama sevincimi diri tuttum, insan ilişkilerimi çok diri tuttum, zevklerimi öldürmedim ruhumu hiç öldürmedim canlı ve diri tuttum. Bunu da hizmet sektöründe çalışırken edindiğim tecrübelerle başardığımı düşünüyorum. Çünkü hizmet sektörü insana iyiliği, duyarlılığı ve maneviyata yönelik duyguları geliştirmeyi, iyi ilişkiler kurmayı öğretiyor…

Hastalarla aynı ortamda olmak nasıl bir duygu? Sizi nasıl etkiliyor?

Hastalarla aynı ortamda bulunmak demek kendini hayatla sorgulamak demek. En önemli zenginliğin sağlık olduğunu her gün ama her gün yeniden öğreniyorsun. Hastanede bizlerin yüzümüzün asık olmasını çok haksız buluyorum. Tabi ki benim de motivasyonumun düşük olduğu moralsiz günlerim oluyor ama bunu hastalara hiçbir zaman yansıtmamaya çalışıyorum. Beni gördüklerinde enerji dolmalarını söylemeleri, motive olduklarını söylemeleri çok hoşuma gidiyor. İnsanların gülmesine vesile olmak çok güzel bir duygu.

Uzun ayrılıklardan sonra eşinizle aynı çatı altında çalışmaktan mutlu musunuz?

Aynı çatı altındayız ancak görev tanımlarımız farklı olduğu için görüşme imkanı pek yok ama yakınlarda bir yerde olduğunu bilmek de güzel…  Hastalarla sohbetlerim esnasında hasta sıkıntılarını yönetime bildirmeye çalışıyorum. Edindiğim bilgileri eşimle paylaşıyorum ve çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu da hastanenin olumlu gelişmesine katkı yapıyor. Birlikte çalışmanın verdiği olumluluklardan bir tanesi…

Pek çok çalışma ortamı size manevi olarak neler kattı/katıyor?

Ben ve eşim insan odaklıyız. Çevremizde soframızda sevdiğimiz insanlar olsun bizden mutlusu yok. Bulunduğum tüm hizmet sektörlerinde insanlarla iç içe olmak en büyük maneviyatlarımdan biri. Yaşadığım sıkıntılar sebebiyle köye yerleşme kararını almak çok daha büyük bir manevi kazanç.

Mutluluğun saflıkta, doğallıkta, toprakta, ekmekte, biçmekte olduğunu köyde öğrendim.

Çalışırken sıkıldığınızda motivasyon sağlamak için ne/ neler yaparsınız?

Haftasonu barajın kenarına gidip mangalımızı yakmak, çam ormanının içine girip çayımızı kahvemizi içmek, doğayla bütünleşmek, eşimle muhabbet etmek. Eve geldiğimizde köpeklerimizle buluşmak. Onlara sarılmak, onlarla oynamak bütün yorgunluğumu zaten alıyor. Mutluluğun doğal şeylerle karşılandığını bilmek ve bunu yaşantıma dahil etmek kadar güzel bir şey yok.

 

 

Çalışma hayatınızdaki prensip ya da kurallarınız nelerdir?

Bir işi yapacağım dediğim zaman sonuna kadar giderim, yapamayacağım zaman kesinlikle girişmem. Bir de işi asla ertelemem. Yarına bırakmak diye bir şey defterimde yazmaz.

 Tüm iş yaşantınız süresince sizin açınızdan en kıymetli yıl hangisi ,neden? Bu yıla bir isim verecek olsanız ne isim verirdiniz?

Hediyelik eşya dükkanını devraldığım yıl benim için çok önemlidir.17 yıllık pazarlama hayatımdan edindiğim bilgi ve birikimimi sergilediğim bir dükkandı orası. Kendimi özgür gördüğüm ve kendim için bir şey yapmış olmanın hazzını yaşadığım yıllardı. Kazancımın benim özgürlüğümün benim olduğunu hissettiğim yerdi. İsim verecek olsam “Değişim” derdim.

 Sizce çalışma hayatınızda yaptığınız en büyük hata/hatalar  ne idi?

“Sorgulamamak.”  Verilen ya da aldığımız görevleri yerine getirirken hedef ve getirileri iyi analiz edememek. Bir ikincisi de “hayır” demeyi bilememek.

İş hayatınızda yaşadıklarınızı kaleme alacak olsanız kitabınıza ne isim verirdiniz?

“Sabır, Aşk, Başarı”

    İş hayatına yeni atılacak gençlere tavsiyeler var mı?

Azimli ve öğrenmeye gayretli olsunlar ve büyüklerini bol gözlemlesinler, başarılı insanları örnek alsınlar ve saygıda kusur etmesinler. Mutlaka ama mutlaka sosyallik çok önemli. Girişken olmak ve iletişimi dinamik tutmak büyük bir sermaye. Doğayı, insanı, bitkileri sevsinler. Ve sakın ha üşenmesinler. Hiçbir işte ben bunu yapamam diye bir şey yok, iş diye sarıldıkları her şeyi yapmaya sabırla devam etsinler.

        Son olarak şunu sormak istiyorum; işinizi aşkla, tutkuyla, severek mi yapıyorsunuz? “İşim hem aşım hem aşkım” diyebiliyor musunuz?

  Kesinlikle diyorum. İçimde yanan bir ateş benim için çalışma hayatı. An geldi harlandı an geldi kor oldu an geldi küllendi ama sönmedi, sönmesin…

 

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Yorum Yazın